Kendi siteni kurmak hâlâ mümkün
Blog açmaya karar verdiğimde en kolay yol belliydi: hazır bir platforma kaydol, on dakikada yazmaya başla. Onun yerine kendi sitemi kurdum ve beklediğimden az sürdü.
Neden öyle yaptığımı ve nasıl işlediğini yazayım.
Hazır platformların gerçek maliyeti
Hazır servisler yazmaya odaklanmanı sağlıyor, bu doğru. Ama birkaç şeyi de beraberinde getiriyor: sayfanın görünümü senin değil, adres onların alan adı altında, araya reklam ya da öneri kutuları girebiliyor, ve platform yön değiştirdiğinde senin de yönün değişiyor.
Bunların hiçbiri felaket değil. Sadece farkında olarak seçmek gerekiyor.
Statik site ne demek
Kurduğum şeye statik site deniyor. Mantığı şu: yazılarımı düz metin dosyaları olarak yazıyorum, bir program bunları hazır sayfalara çeviriyor, o sayfalar olduğu gibi yayınlanıyor.
Arka planda çalışan bir sunucu, veritabanı, yönetim paneli yok. Ziyaretçi geldiğinde hesaplanacak bir şey olmadığı için sayfa anında açılıyor. Bakımı da yok — güncellenmesi gereken bir eklenti, kırılacak bir sürüm uyumu bulunmuyor.
Yazı yazmak nasıl bir şey
Bir metin dosyası açıyorum, en üstüne başlık ve tarih yazıyorum, altına yazıyı yazıyorum. Kalın yazmak için kelimeyi iki yıldız arasına alıyorum, başlık için satırın başına diyez koyuyorum. Öğrenmesi on dakika sürüyor ve sonrasında hiç düşünmüyorsun.
Dosyayı kaydettiğim anda site kendini yeniliyor. Bir dakika sonra yazı yayında oluyor.
Kime uygun değil
Dürüst olmak gerekirse herkese uygun değil. İlk kurulum bir öğleden sonranı alıyor ve bir iki yerde takılıyorsun. Görsel bir editörle çalışmayı seviyorsan bu yöntem sana ters gelecek.
Ama sitenin nasıl göründüğüne karar vermek istiyorsan, yazdıklarının sana ait kalmasını önemsiyorsan ve yılda birkaç saatlik uğraşı sorun etmiyorsan iyi bir takas.
Bir de şu var: kendi sitenin nasıl çalıştığını bilmek küçük ama gerçek bir tatmin veriyor.